Tam bir sene önce... 8 Ekim 2011, cumartesi günü Hamburg'a indi uçağım. Deli gibi yağmur yağıyordu belli aralıklarla ama, hani 10 dk yağıyorsa 2 dk güneş açıyordu.
Taa kaç sene önce Münih'ten bir arkadaşım olan Kata karşıladı beni havaalanında. İndiğim saniye Almanya'yı ne kadar özlediğimi farkettim, içimi bir huzur kapladı.
1 dönem için gidip 2 döneme uzattım, ona rağmen tadı damağımda kaldı. 1. dönem fazla çabuk geçti, 2. dönemse ondan da çabuk.
2.-3. haftadan itibaren misafirlerim eksik olmadı, çok da iyi oldu. En güzel olanı en yakın arkadaşımın yani biricik Hazalımınnn gelmesi oldu. Hamburg'u onunla keşfettim sayılır =)
O muhteşem şehrin tek kötü tarafı berbat ötesi havası malesef. Hayatımda bu kadar üşümedim. Soğuktan ağladığım zamanlar hala hafızamdan silinmedi. Yağmurlu havalarda şemsiyemi rüzgardan dolayı açamadığım için ıslanmalarımı hep Franzbrötchen yiyince unuttum. O kadar çok Franzbrötchen yedim ki sonunda tatil için Türkiye'ye döndüğümde 6 kilo almış olduğumu farkettim.
2. dönem muhteşem evimde, dünya tatlı ev sahibimle geçirdim. Arada -toplamda yaklaşık 2 hafta boyunca- hava çok güzeldi.
Bunları neden yazdığımı cidden bilmiyorum. Gereksiz saçma sapan bilgiler işte... Ama yazdıkça anılarım canlanıyor, bir mutlu oluyorum, orda dostlukların ne kadar değerli olduğunu farkediyorum, iyiki gitmişim diyorum.
- İlk haftaki toplu halde karaoke yapışımızı
- Manolya'nın tuvalete tüm servetini düşürüşünü
- Natachaların evindeki krep fiyaskosunu
- "Muhteşem" yılbaşı gecemizi
- Siyah beremi kaybedişimi
- Franzbrötchenları
- Deli gibi sarhoş olup tanımadığım birinin arabasına binişimi
- Büşra'nın her seferinde trende uyuyakalmasını
- Ece'nin Facebooktan silip ekleme olaylarını
- Hanife'nin ders çalışmalarını
- Küçük Coni'yi
- Buğra'nın kafasının normal olduğu tek günü
- Koray hocayı
- Gecenin bir köründe Hauptbahnhoftan muz ve portakal çalışımızı
- Laura ile kahve içmelerimizi
- Leyla ile Ponybar saatlerimizi
- Kızlarımla Steindammdaki kahvaltılarımızı
- Büşra ile saç boyamamızı
- Ece ile Brownie yapamayışımızı
- Özgen'nin zil zurna sarhoş oluşunu
- Mühendis bebeğimi
- Doktor sevgilimi (!)
- Hazal'ı sabahın 6sında havaalanında elimde Franzbrötchen ve Apfelschorle ile karşılayışımı
- Son gece deli gibi sapıtıp sarhoş bir halde annemle Fischmarkt'a ordan da bruncha gidip brunch masasında uyuyakalışımı
- "Yavaş olmam gerektiğini"
- Hamacher'ın yakışıklılığını
- Faust'u oynayan adamın baklavalarını
- Jim Block ve Vapiano'yu
- "Lanet olsun bu hayat"ı
- Evimizdeki güzel kahvaltılarımızı
- Strip cluba gidişimizi
- Ve dönerken ev sahibim, komşularımızın ağlayışını
- Birtanecik arkadaşlarımın bana sürpriz yapıp Roma'dan döner dönmez bizi yolculamaya gelmelerini
asla ama asla unutamam....
İyiki varsınız, iyiki hayatıma girdiniz. Bu muhteşem sene için hepinize çok teşekkür ederim. Sizi çoook özlüyorum bebitolarım!
8 Ekim 2012 Pazartesi
24 Ağustos 2012 Cuma
Çocukken biz...
Dün canım Nickelodeon'daki çizgi filmlerden izlemek istedi. Şimdi neler var bilmiyorum ama eskiden Rugrats, The Real Monsters fln vardı. Lağımda yaşayan şemsiye gibi olan canavara bayılırdım mesela. Kıpkırmızı dudakları vardı...
Haftasonu tv başından ayrılmazdım, hele de babaannemdeysem sabahtan akşama kadar sırayla hepsiniz teker teker izlerdim...
Dün gece de Heidi'yi izledim. Ama eski tadı bulamadım, sanki Heidi bir salaklaşmış, bir şişmanlamış göründü gözüme. Konuşması hele, aman yarabbim =))
Neyse işte, ben bunları araştırıp izlerken aklıma çocukluğumuz -90lar- geldi... "İnternet çocukları" değildik biz. Bizim zamanımızda bir sayfanın açılması bilmem kaç saniye sürüyordu. Bekle babam bekle -ee şimdi fiber çıktı tabi. Masaüstü bilgisayarda oynadığım iki tanecik oyun vardı benim; bir tanesi Barbie (kızlardan başka ne beklenebilir ki) diğeri ise Mortal Kombat'tı.
Günümüzün çoğu ise dışarıda parklarda geçerdi. Akşam eve gitme saati gelince de bahçeden balkondan bizi çağıran anne babamıza: "Lütfeeeeeeeeeeennnn, lütfen 5 dk daha kalayım." diye seslenirdik avazımız çıktığı kadar. Kum havuzlarında oyun oynardık, kaydıraklardan kayardık, salıncakta hızlı bir şekilde sallanırken uzun atlama yapıp dizimizi kanatırdık.
Hatırlıyorum da benim vücudumdan yaralar eksik olmazdı. Patenlerimizi, scooterlarımızı alıp mahallede tur atardık havalı havalı. Komşuların zillerini çalıp çocukları çağırıp koştururduk. İstop oynardık, saklambaç oynardık -saymamız gereken sayıya kadar ASLA saymazdık- önüm arkam sobe derdik.
Biz evde bilgisayarların başına oturup kalmadık hiç, biz çocukluğumuzu kısmen de olsa doya doya yaşadık. Şimdi evimizin yanındaki terkedilmiş, paslanmış demirlerin yerini almış plastik oyuncakları gördükçe bir kötü oluyorum, üzülüyorum sokak hayatını yaşamamış veya yaşayamamış çocuklara...
Neyse ben bir posta Disney'in Tenefüs Zili'ni izleyeyim...
Haftasonu tv başından ayrılmazdım, hele de babaannemdeysem sabahtan akşama kadar sırayla hepsiniz teker teker izlerdim...
Dün gece de Heidi'yi izledim. Ama eski tadı bulamadım, sanki Heidi bir salaklaşmış, bir şişmanlamış göründü gözüme. Konuşması hele, aman yarabbim =))
Neyse işte, ben bunları araştırıp izlerken aklıma çocukluğumuz -90lar- geldi... "İnternet çocukları" değildik biz. Bizim zamanımızda bir sayfanın açılması bilmem kaç saniye sürüyordu. Bekle babam bekle -ee şimdi fiber çıktı tabi. Masaüstü bilgisayarda oynadığım iki tanecik oyun vardı benim; bir tanesi Barbie (kızlardan başka ne beklenebilir ki) diğeri ise Mortal Kombat'tı.
Günümüzün çoğu ise dışarıda parklarda geçerdi. Akşam eve gitme saati gelince de bahçeden balkondan bizi çağıran anne babamıza: "Lütfeeeeeeeeeeennnn, lütfen 5 dk daha kalayım." diye seslenirdik avazımız çıktığı kadar. Kum havuzlarında oyun oynardık, kaydıraklardan kayardık, salıncakta hızlı bir şekilde sallanırken uzun atlama yapıp dizimizi kanatırdık.
Hatırlıyorum da benim vücudumdan yaralar eksik olmazdı. Patenlerimizi, scooterlarımızı alıp mahallede tur atardık havalı havalı. Komşuların zillerini çalıp çocukları çağırıp koştururduk. İstop oynardık, saklambaç oynardık -saymamız gereken sayıya kadar ASLA saymazdık- önüm arkam sobe derdik.
Biz evde bilgisayarların başına oturup kalmadık hiç, biz çocukluğumuzu kısmen de olsa doya doya yaşadık. Şimdi evimizin yanındaki terkedilmiş, paslanmış demirlerin yerini almış plastik oyuncakları gördükçe bir kötü oluyorum, üzülüyorum sokak hayatını yaşamamış veya yaşayamamış çocuklara...
Neyse ben bir posta Disney'in Tenefüs Zili'ni izleyeyim...
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Welcome to hell
SICAK, çok sıcak ve gittikçe daha da sıcak oluyor...
2 hafta önce Hamburg'da hava 13 dereceydi, Essen'e geçtik 30 derece. Gece 2de indi uçağımız Antalya'ya ve hava galiba 40 dereceydi. O kadar terledim ki ne babamı ne de babaanneme doğru düzgün sarılabildim. 3 gün sonra Ankara'ya geçtim ve nefes alabildim! O 3 gün içinde de evden sadece son gün dışarı adımımı attım. Klima ile iyice dost olduk, aramızda fazlası ile özel bir bağ var - o beni bırakmak ile tehdit ederken (elektrik kesintileri) bense onsuz yaşayamayacağımı söylüyorum sürekli.
Ankara iyi hoş güzeldi de cehenneme dönmek pek hoş olmadı. Zira burası daha da sıcak oldu. Dün arkadaşımla kaleiçi turu yapalım dedik, şu an sadece nasıl oldu da beyin kanaması geçirmedik diyorum.
Aklı olan Antalya'ya taşınmasın hatta burdakiler de gitsin başka bir şehire yerleşsinler. Tvde doktorlar veya aşk-ı memnu izlemek bile dışarı çıkmaktan daha mantıklı bir hareket olacaktır!
Şimdi gidin plaj çantalarınızı bir kenara bırakın ve klimayı açıp altında yatın (deniz havadan daha sıcak, uyarmadı demeyin).
2 hafta önce Hamburg'da hava 13 dereceydi, Essen'e geçtik 30 derece. Gece 2de indi uçağımız Antalya'ya ve hava galiba 40 dereceydi. O kadar terledim ki ne babamı ne de babaanneme doğru düzgün sarılabildim. 3 gün sonra Ankara'ya geçtim ve nefes alabildim! O 3 gün içinde de evden sadece son gün dışarı adımımı attım. Klima ile iyice dost olduk, aramızda fazlası ile özel bir bağ var - o beni bırakmak ile tehdit ederken (elektrik kesintileri) bense onsuz yaşayamayacağımı söylüyorum sürekli.
Ankara iyi hoş güzeldi de cehenneme dönmek pek hoş olmadı. Zira burası daha da sıcak oldu. Dün arkadaşımla kaleiçi turu yapalım dedik, şu an sadece nasıl oldu da beyin kanaması geçirmedik diyorum.
Aklı olan Antalya'ya taşınmasın hatta burdakiler de gitsin başka bir şehire yerleşsinler. Tvde doktorlar veya aşk-ı memnu izlemek bile dışarı çıkmaktan daha mantıklı bir hareket olacaktır!
Şimdi gidin plaj çantalarınızı bir kenara bırakın ve klimayı açıp altında yatın (deniz havadan daha sıcak, uyarmadı demeyin).
10 Temmuz 2012 Salı
Keşke(ler)
1. Keşke anneanneme daha çok sarılsaydım ve keşke onunla daha çok fotom olsaydı.
2. Keşke dedemden daha fazla şey öğrenebilseydim.
3. Keşke içimden gelen her şeyi başkalarının ne düşüneceğini umursamadan yapabilsem.
4. Keşke sivri dilli olmasam.
5. Keşke herkese çok kolay kanmasam.
6. Keşke "coni"yi yeniden görüp ağzıma geleni söyleyebilsem.
7. Üstteki keşke başka bir gereksiz için daha geçerli.
8. Keşke bugün yanımda oturan çocuğa ödev tesliminin tarihini öğrendim eylül sonu değil 24 ağustostaymış diyebilsem, araya da amma tatlı şeysin sen diye bir cümle sıkıştırsam.
9. Keşke özlediğim herkesi görüp özlemimi giderebilsem.
10. Keşke keşke demesem.
11. Keşke tüm ödevlerimi zamanımda yapsam.
12. Keşke annemi daha çok öpebilsem.
13. Keşke babaannemi yemek konusunda hiç üzmesem, verdiği her şeyi yiyip öküz olsam.
14. Keşke saatlerce dedemin kucağında yatabilsem.
15. Keşke Antalya sıcak olmasa.
16. Keşke Hamburg soğuk olmasa.
17. Keşke burayı bırakıp dönmek zorunda olmasam.
18. Keşke zamanı geri alabilsek.
19. Keşke A&F erkeklerinden birini eve alıp besleyebilsek (di mi Eceee?)
20. Keşke ayağım ağrımasa =(
21. Keşke tüm sokak hayvanlarını besleyebileceğim bir barınağım olsa.
22. Keşke ülkemiz insanları daha duyarlı olsa.
23. Keşke hep ileriye, daha ileriye gitsek.
24. Keşke yiyip yiyip kilo almasak ve yattığımız yerden kilo versek.
25. Keşke kötülükler hiç olmasa.
26. Keşke arada sırada işine geline yazan insanlara ağzıma geleni söylesem.
27.
28.
29.
...
2. Keşke dedemden daha fazla şey öğrenebilseydim.
3. Keşke içimden gelen her şeyi başkalarının ne düşüneceğini umursamadan yapabilsem.
4. Keşke sivri dilli olmasam.
5. Keşke herkese çok kolay kanmasam.
6. Keşke "coni"yi yeniden görüp ağzıma geleni söyleyebilsem.
7. Üstteki keşke başka bir gereksiz için daha geçerli.
8. Keşke bugün yanımda oturan çocuğa ödev tesliminin tarihini öğrendim eylül sonu değil 24 ağustostaymış diyebilsem, araya da amma tatlı şeysin sen diye bir cümle sıkıştırsam.
9. Keşke özlediğim herkesi görüp özlemimi giderebilsem.
10. Keşke keşke demesem.
11. Keşke tüm ödevlerimi zamanımda yapsam.
12. Keşke annemi daha çok öpebilsem.
13. Keşke babaannemi yemek konusunda hiç üzmesem, verdiği her şeyi yiyip öküz olsam.
14. Keşke saatlerce dedemin kucağında yatabilsem.
15. Keşke Antalya sıcak olmasa.
16. Keşke Hamburg soğuk olmasa.
17. Keşke burayı bırakıp dönmek zorunda olmasam.
18. Keşke zamanı geri alabilsek.
19. Keşke A&F erkeklerinden birini eve alıp besleyebilsek (di mi Eceee?)
20. Keşke ayağım ağrımasa =(
21. Keşke tüm sokak hayvanlarını besleyebileceğim bir barınağım olsa.
22. Keşke ülkemiz insanları daha duyarlı olsa.
23. Keşke hep ileriye, daha ileriye gitsek.
24. Keşke yiyip yiyip kilo almasak ve yattığımız yerden kilo versek.
25. Keşke kötülükler hiç olmasa.
26. Keşke arada sırada işine geline yazan insanlara ağzıma geleni söylesem.
27.
28.
29.
...
9 Temmuz 2012 Pazartesi
Kendime not(lar)
1. Bundan sonra gittiğin her dersin kitabını oku.
2. Aldığın tüm derslere git ki hangi kitapları okuyacağını bil.
3. Çok gezme ayağın pert oluyor.
4. Aman gez bir daha mı gelicez dünyaya.
5. Herkese öyle hemen değer verme.
6. Herkese hemen güvenme.
7. Güven verebilen birilerini bulunca da sakın bırakma.
8. Emin ol ailenden başkası yalan.
9. La'yi scan et.
10. Duration sheeti imzalat.
11. Transkripti hazırlat.
12. Erasmus bitiyor diye ağlama.
13. Ağlayınca makyajın akıyor, ağlayacaksan rimel sürme.
14. Daha sık blog yaz.
15. Geçmişte takılıp kalma, geleceğe odaklan.
16. Üniversitelerin başvurularını kaçırma.
17. Kendini daha çok sev.
18. Daha az yemek ye, öküz olma.
2. Aldığın tüm derslere git ki hangi kitapları okuyacağını bil.
3. Çok gezme ayağın pert oluyor.
4. Aman gez bir daha mı gelicez dünyaya.
5. Herkese öyle hemen değer verme.
6. Herkese hemen güvenme.
7. Güven verebilen birilerini bulunca da sakın bırakma.
8. Emin ol ailenden başkası yalan.
9. La'yi scan et.
10. Duration sheeti imzalat.
11. Transkripti hazırlat.
12. Erasmus bitiyor diye ağlama.
13. Ağlayınca makyajın akıyor, ağlayacaksan rimel sürme.
14. Daha sık blog yaz.
15. Geçmişte takılıp kalma, geleceğe odaklan.
16. Üniversitelerin başvurularını kaçırma.
17. Kendini daha çok sev.
18. Daha az yemek ye, öküz olma.
10 Haziran 2012 Pazar
Erasmusun yüz karaları
Hahaha, evet, o yüz karaları biziz. Biz derken isim de vereyim: Ece, Büşra ve ben.
Türkiye'nin farklı yerlerinden gelip Hamburg'da buluşmuş üç arkadaşız. Birçok ortak noktamız var. yoksa zaten "arkadaş" olamazdık. Ama en trajikomiği ise erasmustayken gayet de single hayatı yaşamamız.
Şimdi kalkıp kimse: "Eee, ne var bunda?" demesin. Erasmus diye tabir ettiğimiz değişim programında gerçekten ama gerçekten çirkin diye hitap ettiğimiz tiplerin bile hayatlarına bir heyecan katması demektir. Bizim hayatımızdaki tek heyecan bol bol gezmemiz oluyor galiba.
Tamam, mutluyuz -hem de çok mutluyuz-, eğleniyoruz, keyfimiz yerinde; ama insan Paris'e, hatta Roma'ya bile arkadaşları ile giderse -evet işte o biraz (!)- koyuyor. :D
Pek bir hanım hanımcığız biz burada -maşallah:D-
Hayır, kültürlü, hoş (kendimden bahsetmiyorum, sevinebilirsiniz:D), bilgili insanlarız sonuçta. KOKMUYORUZ da:D
Bunun tek bir açıklaması olabilir. Birileri bize fena beddua etti...
Bu yazımı Büşra ve Ece için yazıyorum. Bakıp bakıp gülelim diye:D
PS: Salak salak yorumlardan kaçınalım lütfen =)
Türkiye'nin farklı yerlerinden gelip Hamburg'da buluşmuş üç arkadaşız. Birçok ortak noktamız var. yoksa zaten "arkadaş" olamazdık. Ama en trajikomiği ise erasmustayken gayet de single hayatı yaşamamız.
Şimdi kalkıp kimse: "Eee, ne var bunda?" demesin. Erasmus diye tabir ettiğimiz değişim programında gerçekten ama gerçekten çirkin diye hitap ettiğimiz tiplerin bile hayatlarına bir heyecan katması demektir. Bizim hayatımızdaki tek heyecan bol bol gezmemiz oluyor galiba.
Tamam, mutluyuz -hem de çok mutluyuz-, eğleniyoruz, keyfimiz yerinde; ama insan Paris'e, hatta Roma'ya bile arkadaşları ile giderse -evet işte o biraz (!)- koyuyor. :D
Pek bir hanım hanımcığız biz burada -maşallah:D-
Hayır, kültürlü, hoş (kendimden bahsetmiyorum, sevinebilirsiniz:D), bilgili insanlarız sonuçta. KOKMUYORUZ da:D
Bunun tek bir açıklaması olabilir. Birileri bize fena beddua etti...
Bu yazımı Büşra ve Ece için yazıyorum. Bakıp bakıp gülelim diye:D
PS: Salak salak yorumlardan kaçınalım lütfen =)
6 Haziran 2012 Çarşamba
Pek bir kararsız gördüm kendimi, galiba ikizler burcuyum
Burçlardan hiç anlamam, hatta doğum tarihini söyleyince burcunu söyleyen insanlar uzaylı gibi gelmişlerdir bana hep - o derece.
Ama ben gerçek bir ikizlerim -galiba. Sürekli fikirlerim değişiyor, bir dakikam bir dakikama uymuyor.
Mesela şu an deli gibi saçlarımı kestirmek istiyorum, YİNE. Bunu babam ve anneme desem herhalde artık kalp krizi geçirirler. Zira 2-3 senedir saçlarımın uzamasını bekliyorlar. Hatta annem geçen gün: "Kızım mezun olacaksın bari kepini güzel güzel uzun saçla atsan" dedi. Ama olmuyor, bende bir kısa saç aşkı var ki sormayın gitsin.
Yine de karar veremiyorum, kısa saç mı daha iyi yoksa uzun saç mı. Biliyorum %80iniz uzun diyecek, bakın gece gece yine aklım karıştı.
Kestirsem mi acaba yine?
Ha burçlar ne alaka mı? Bilmem, aklıma geldi işte...
Ama ben gerçek bir ikizlerim -galiba. Sürekli fikirlerim değişiyor, bir dakikam bir dakikama uymuyor.
Mesela şu an deli gibi saçlarımı kestirmek istiyorum, YİNE. Bunu babam ve anneme desem herhalde artık kalp krizi geçirirler. Zira 2-3 senedir saçlarımın uzamasını bekliyorlar. Hatta annem geçen gün: "Kızım mezun olacaksın bari kepini güzel güzel uzun saçla atsan" dedi. Ama olmuyor, bende bir kısa saç aşkı var ki sormayın gitsin.
Yine de karar veremiyorum, kısa saç mı daha iyi yoksa uzun saç mı. Biliyorum %80iniz uzun diyecek, bakın gece gece yine aklım karıştı.
Kestirsem mi acaba yine?
Ha burçlar ne alaka mı? Bilmem, aklıma geldi işte...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)