Şu üç gündür uzun zamandır olmadığım kadar mutluyum. Malum havalar efsanevi bir gidişat işliyor. Ankara bile 27 derecelerde ve GÜNEŞLİ!
Sabahları erken uyanmaktan nefret eden, bir bakıma Garfield gibi tembel olan ben bile erkenden kalkıyorum, camı açıp güneşli temiz havayı bir güzel içime çekiyorum. Sonra da koştur koştur kendimi dışarı atıyorum. Kampüsümüz böyle günlerde daha da bir güzelleşiyor. Ağaçlardaki çiçeklerin kokusu, yeni doğmuş minnoş kedilerin çimlerde anneleri ile oynamaları...
Nasıl özlediysem Hamburg'daki bir seneden sonra bu havaları, yakında mutluluktan uçacağım. Galiba ben bu güzel havalara aşığım. Bir Antalyalı olarak o iğrenç kış havasına asla alışamayacağım. Almanya'da da 6 altı sene geçirmiş olduğumdan dolayı da güneşin en ufak kendini gösterdiği günde bile soyunup dökülüyorum. Ben şu an en ince elbiselerimle gezip yanarken bile dışarda hala montlarını giyen insanlar var!
Dün Arda'nın (milyonlarca teşekkür bu arada!) yardımı sayesinde pazartesi günü yapacağım filmi de indirir indirmez attım kendimi çimlere. Phara "Bridget Jones" okurken ve ben laptopumu açıp Fatih Akın'ın "Wir haben vergessen zurückzukehren" ("Geri Dönmeyi Unuttuk") izleyip not alırken Jessica da ödevlerini halletti. Kampüsteki insanların bizi hayvanat bahçesindeki maymunlar gibi hayretle izlemelerini umursamadık bile. Ha evet, kampüsümüzde bazı "insanlar" malesef böyle... Gerçi yalnız kampüsten bahsetmek doğru olmaz, ülkemiz demek lazım galiba.
Neyse dün nasıl enerji topladıysam bütün gece uyuyamadım buna rağmen sabah yine erkenden kalktım. Birazdan laptopumu alıp belgeselin devamını izlemek için BAM'a ineceğim...
Bu arada hayatımda her şey güllük gülistanlık değil ama bu hafta Burcu ve Ece burada! Bundan daha güzel ne olabilir ki... Hmm evet, İstanbul'a gidiyorum cuma belki bu =) Cumartesi günü Berk ile Hıdırellez kutlamaya Parkorman'a gideceğiz, pazar da planlarım arasında Büyükada'ya gitmek var. Hatta bisiklet kiralayıp tüm gün Ada'yı gezmek istiyorum. Hayatımın aşkı Derin'imi göreceğimmmmm, nasıl özledim belli değil. Gitmişken de sahne sanatları hakkında birkaç üniversite ile görüşmelerim olacak...
Aslında bakarsanız ne kadar karışık bir dönemden geçiyor olsam da (malumunuz mezuniyet telaşı ve gelecek korkusu) her şey bir şekilde rayına oturuyor. İstediğim şeylerin farkına varıp kendime hedefler belirlemeye başladım.
Bilmiyorum havalar hala kötü olsaydı bu kadar olumlu düşünebilir miydim... İmkansız galiba :/ O yüzden hep ama hep güzel olsun hava ^^ Hoşgeldin Cemre!
28 Nisan 2013 Pazar
23 Mart 2013 Cumartesi
Ordan burdan, şundan bundan
- Les Miserables hayatımda izlediğim en güzel filmler arasına girdi kesinlikle. Ağladım, gülümsedim, aşık oldum... O kadar ay heyecanla beklediğime kesinlikle değdi. Filmin kadrosuna diyecek hiçbir şey yok zaten. E bu kadro ile de kötü bir şey çıkması beklenemezdi. Tek diyebileceğim şey Silver Linings Playbook ondan daha fazla haketmedi oscarı. Tamam çok güzel filmdi ama bir Les Miserables veya Django değildi.
- Yine bir kuaför hatası ile karşınızdayım. Ne çektin be Elvin! Bu sefer de renk faciası yaşadık kısa süreliğine. Bahar geliyor azıcık açtırayım rengini derken bir baktım ki çakma sarışın olmuşum. Dün dayanamayıp eski halime döndüm. Şu an benden mutlusu yok saç rengi konusunda. Nasıl özlemişim kendimiiiiii. Birkaç ton farkı insanı bu kadar mı değiştirir?
- Sunumlar başlıyor, hatta bu perşembe okul tatil olmasaydı başlamıştı bile. Bu sefer sızlanmayacağım galiba, sonuçta haziran sonu mezun oluyorum. Son dönemin sunumlarının bile tadını çıkartmayı planlıyorum.
- Hava dengesizlikte yeni bir rekora koşuyor. 2-3 gün önce bize baharı yaşatan Ankara bugün tam formundaydı yine. Sabahtan bulutlu uyandığımız güne yağmur ve kar ile devam ettik. Şu an Beytepe'de kar fırtınası var.
- Konya'ya otostop ile giden Erasmuslular... Diyecek hiçbir şey bulamıyorum ve sadece cesaretlerinden ötürü kocaman tebrik ediyorum.
- O ceket benim olacak arkadaş! Binicem üstüne, vurucam kırbacı!!! -Pardon, başka bir şeydi bu.
- Pazar günü YGS denen saçma sapan sınava girecek olan herkes... Hayat bir sınavdan ibaret değil demek isterdim, malesef bizim ülke için geçerli değil bu =( Biz bile mezun olacağız diye sevinmemiz gerekirken saçma sapan sınavlara hazırlanıyoruz ve offffff bunların bizim konumuzla alakası ne diyoruz. ALES, YDS, KPSS ve daha niceleri... Ne zaman eğitim sistemimiz oturacak gerçekten çok merak ediyorum. Denek gibi kullanılıyoruz resmen. İleride çocuklarımızın işine yarayacaksa kullanalım... Ama inanıyor musunuz ki yarayacak?
- Okumam gereken çok şey var... Ama kafayı toparlamak biraz zor. Sınavları düşündükçe, derslere konsantre oldukça ancak kahve içerken veya otobüste elime alabiliyorum kitapları, bu da feci halde canımı sıkıyor.
- Mor... Mor rengi... Nasıl güzel bir renktir. Hele beyaz ve morun uyumu! Huzur veriyor bana...
- Antalya'yı özledim, Berk'i özledim, çok özledim. Ceylanım ve Berk'imle geçirdiğim zamanları, Ceren'in telefonlarımıza çıkmayışını bile özledim. Antalya'nın insanın erimesini sağlayan günlerde onlarla buluşmayı özledim.
- Baharı özledim, denizi özledimmmmmm, güneşi özledim, kalın giyinmek zorunda kalmadığım günleri özledim, kaleiçinde gezmeyi özledim elimde buz gibi bira ile... Güneşlenmeyi özledim, amele yanığı olmayı bile özledim be!
- Yine bir kuaför hatası ile karşınızdayım. Ne çektin be Elvin! Bu sefer de renk faciası yaşadık kısa süreliğine. Bahar geliyor azıcık açtırayım rengini derken bir baktım ki çakma sarışın olmuşum. Dün dayanamayıp eski halime döndüm. Şu an benden mutlusu yok saç rengi konusunda. Nasıl özlemişim kendimiiiiii. Birkaç ton farkı insanı bu kadar mı değiştirir?
- Sunumlar başlıyor, hatta bu perşembe okul tatil olmasaydı başlamıştı bile. Bu sefer sızlanmayacağım galiba, sonuçta haziran sonu mezun oluyorum. Son dönemin sunumlarının bile tadını çıkartmayı planlıyorum.
- Hava dengesizlikte yeni bir rekora koşuyor. 2-3 gün önce bize baharı yaşatan Ankara bugün tam formundaydı yine. Sabahtan bulutlu uyandığımız güne yağmur ve kar ile devam ettik. Şu an Beytepe'de kar fırtınası var.
- Konya'ya otostop ile giden Erasmuslular... Diyecek hiçbir şey bulamıyorum ve sadece cesaretlerinden ötürü kocaman tebrik ediyorum.
- O ceket benim olacak arkadaş! Binicem üstüne, vurucam kırbacı!!! -Pardon, başka bir şeydi bu.
- Pazar günü YGS denen saçma sapan sınava girecek olan herkes... Hayat bir sınavdan ibaret değil demek isterdim, malesef bizim ülke için geçerli değil bu =( Biz bile mezun olacağız diye sevinmemiz gerekirken saçma sapan sınavlara hazırlanıyoruz ve offffff bunların bizim konumuzla alakası ne diyoruz. ALES, YDS, KPSS ve daha niceleri... Ne zaman eğitim sistemimiz oturacak gerçekten çok merak ediyorum. Denek gibi kullanılıyoruz resmen. İleride çocuklarımızın işine yarayacaksa kullanalım... Ama inanıyor musunuz ki yarayacak?
- Okumam gereken çok şey var... Ama kafayı toparlamak biraz zor. Sınavları düşündükçe, derslere konsantre oldukça ancak kahve içerken veya otobüste elime alabiliyorum kitapları, bu da feci halde canımı sıkıyor.
- Mor... Mor rengi... Nasıl güzel bir renktir. Hele beyaz ve morun uyumu! Huzur veriyor bana...
- Antalya'yı özledim, Berk'i özledim, çok özledim. Ceylanım ve Berk'imle geçirdiğim zamanları, Ceren'in telefonlarımıza çıkmayışını bile özledim. Antalya'nın insanın erimesini sağlayan günlerde onlarla buluşmayı özledim.
- Baharı özledim, denizi özledimmmmmm, güneşi özledim, kalın giyinmek zorunda kalmadığım günleri özledim, kaleiçinde gezmeyi özledim elimde buz gibi bira ile... Güneşlenmeyi özledim, amele yanığı olmayı bile özledim be!
Etiketler:
bahar,
django,
hava,
kitap,
kuaför,
les miserables,
saç,
silver linings playbook,
yaz,
ygs
13 Mart 2013 Çarşamba
Cumartesi Sürprizi
Biri var ki beni nasıl mutlu edebileceğini çok iyi biliyor.
3 senedir Ankara'da olmama rağmen 1.5 saat uzaklıktaki Eskişehir'e hiç gitmedim, gidemedim. Ta ki cumartesi gününe kadar.
Moralimin bozuk olduğunu bilen canım ARKADAŞIM(!) Rıdvan gitmiş sürpriz yapmak için 2 adet Eskişehir bileti almış =) Salı gününden beri cumartesi bir şey planlama diye beni merakta bırakıyordu. Hiçbir şekilde de ipucu vermedi =( Neyse cumartesi sabahı zor ettim. Kampüsten çıktık, Demirtepe'de indik ve AŞTİ tarafına giden metroya bindik, hala farkında değildim napacağımızın. Sonra bi duraklara baktım ve TCDD yazısını gördüm -sevinçten dört köşe oldum tabi.
Bu gezi Türkiye'de ilk trene binişim oldu. Eskişehir'e gider gitmez Rıdvan beni Papağan Çiğbörek'e götürdü. Allahımmmmmmm o nasıl bir çiğbörekti anlatamam. Yazarken bile canım çekti, bıraksalar yüzlerce yiyebilirdim. Sonra kalktık babamın tavsiyesi üzerine Balkan Helvacısı'na gittik ve met helvası aldık. Açıkcası pişmaniyenin biraz daha sert olanıydı ama lezzetliydi.
Porsuk'un kenarında yürüyüş yaptık biraz daha sonra merkeze geçtik. Arada bir yağmur yağdı biz de o arada minik cafelere sığınıp sıcak çikolata ve çayımızı yudumladık. Eskişehir tam bir öğrenci şehri neredeyse hiç yaşlı insan görmedim sokaklarda.
Gezinin başrol oyuncuları biz olduğumuz için tabi yine acıktık ve tantuni yemeye gittik bu sefer. Almanya'da nasıl her köşede dönerci varsa Eskişehir'de de dönerci yerine tantunici var.
Odunpazarına gittik, Lületaşı müzesini gezdik hatta Hacettepe'den arkadaşlara rastladık. Görünüşte çok basit duran lületaşları düzgün bir şekilde işlenince gerçekten de muhteşem oluyorlarmış, öğrenmiş oldum.
Bir süre daha yürüyüp ettikten sonra eski adı Cafe del Mundo yeni adı ise Travellers Cafe olan efsanevi bir yere oturduk. Sabahtan beri gözümüze kestirmiştik ama çok dolu olduğu için akşama bırakmıştık. Tavandaki tepsiler olsun, duvardaki plakalar, barın üstündeki bayraklar ve çaldıkları müzikler... Kısacası her şeyiyle süper ötesi bir yerdi. Eskişehir'de en çok sevdiğim şeylerden biri bu cafe diğeri de çiğbörekçi oldu.
Günün sonunda yorgun olmam gerekirken aşırı mutlu ve enerji doluydum. Asla unutamayacağım bir gezi oldu.
Tekrar tekrar çoooooook teşekkür ederim bana bu güzel günü yaşattığın için =))
3 senedir Ankara'da olmama rağmen 1.5 saat uzaklıktaki Eskişehir'e hiç gitmedim, gidemedim. Ta ki cumartesi gününe kadar.
Moralimin bozuk olduğunu bilen canım ARKADAŞIM(!) Rıdvan gitmiş sürpriz yapmak için 2 adet Eskişehir bileti almış =) Salı gününden beri cumartesi bir şey planlama diye beni merakta bırakıyordu. Hiçbir şekilde de ipucu vermedi =( Neyse cumartesi sabahı zor ettim. Kampüsten çıktık, Demirtepe'de indik ve AŞTİ tarafına giden metroya bindik, hala farkında değildim napacağımızın. Sonra bi duraklara baktım ve TCDD yazısını gördüm -sevinçten dört köşe oldum tabi.
Bu gezi Türkiye'de ilk trene binişim oldu. Eskişehir'e gider gitmez Rıdvan beni Papağan Çiğbörek'e götürdü. Allahımmmmmmm o nasıl bir çiğbörekti anlatamam. Yazarken bile canım çekti, bıraksalar yüzlerce yiyebilirdim. Sonra kalktık babamın tavsiyesi üzerine Balkan Helvacısı'na gittik ve met helvası aldık. Açıkcası pişmaniyenin biraz daha sert olanıydı ama lezzetliydi.
Porsuk'un kenarında yürüyüş yaptık biraz daha sonra merkeze geçtik. Arada bir yağmur yağdı biz de o arada minik cafelere sığınıp sıcak çikolata ve çayımızı yudumladık. Eskişehir tam bir öğrenci şehri neredeyse hiç yaşlı insan görmedim sokaklarda.
Gezinin başrol oyuncuları biz olduğumuz için tabi yine acıktık ve tantuni yemeye gittik bu sefer. Almanya'da nasıl her köşede dönerci varsa Eskişehir'de de dönerci yerine tantunici var.
Odunpazarına gittik, Lületaşı müzesini gezdik hatta Hacettepe'den arkadaşlara rastladık. Görünüşte çok basit duran lületaşları düzgün bir şekilde işlenince gerçekten de muhteşem oluyorlarmış, öğrenmiş oldum.
Bir süre daha yürüyüp ettikten sonra eski adı Cafe del Mundo yeni adı ise Travellers Cafe olan efsanevi bir yere oturduk. Sabahtan beri gözümüze kestirmiştik ama çok dolu olduğu için akşama bırakmıştık. Tavandaki tepsiler olsun, duvardaki plakalar, barın üstündeki bayraklar ve çaldıkları müzikler... Kısacası her şeyiyle süper ötesi bir yerdi. Eskişehir'de en çok sevdiğim şeylerden biri bu cafe diğeri de çiğbörekçi oldu.
Günün sonunda yorgun olmam gerekirken aşırı mutlu ve enerji doluydum. Asla unutamayacağım bir gezi oldu.
Tekrar tekrar çoooooook teşekkür ederim bana bu güzel günü yaşattığın için =))
7 Mart 2013 Perşembe
Bi haller bi haller
- İngilizce almaya başlayıp: Hello, my name is Elvin diyecek olmam hiç hoş değil.
- Tee Amerikalardan gelmiş olan İbo'yu göremeyecek olmam berbat ötesi.
- Çamaşır yıkayamamak berbatın da berbatının da ötesi, hele hele bütün makinaların bozuk olması tam bir &/%(/&(/)(/)(&&/%
- Sevgilileri ile yapışık ikiz gibi yaşayanlar sadece mide bulandırıcı.
- Bugün BAM'da park halinde arabası duran çocuğun arabasına pembe post-itlerle: TOP, OÇ, MK, EKİN yazılması ise jdfhjkhgfd -fena bi intikam yöntemi.
- Kilo vermek istediğim için spor yapmak zorunda olmak =(
- Jeanlerimin içine girememek =(((((((((
- Yüzüne gülüp arkadan laf söyleyen samimi olmayan insalara kocaman bir UNLIKE.
- Odada pet şişe yağmuruna maruz kalmam sadece üzücü. TEŞEKKÜRLER CANSU.
- Şu an ojelerimi çıkartmam lazım ama çok üşeniyorum mesela.
- Çamaşırları kurutmaya atmam lazım onu ise hiç ama hiç yapasım yok.
- YDS'ye çalışayım dedim çok babsit geldi hemen bıraktım. Kesin sınavda da böyle yaparım ben!
- ALES beni çok korkutuyorsun aşkım.
- Odamı toplamam lazım =(
- İngilizce çalışmam lazım DAFDSDFSF
- Yarın Özge geliyor, yuppiiiiiiiiiiiiiii ^^
- Cumartesi beni bekleyen bir sürpriz varmış, merktan çatlamak üzereyim.
- ARTIK YAZ GELSİN, LÜTFEEEN.
- Niye iki asansör aynı anda 5. kata çıkar ki? Niye yani?
See you early guys :D
- Tee Amerikalardan gelmiş olan İbo'yu göremeyecek olmam berbat ötesi.
- Çamaşır yıkayamamak berbatın da berbatının da ötesi, hele hele bütün makinaların bozuk olması tam bir &/%(/&(/)(/)(&&/%
- Sevgilileri ile yapışık ikiz gibi yaşayanlar sadece mide bulandırıcı.
- Bugün BAM'da park halinde arabası duran çocuğun arabasına pembe post-itlerle: TOP, OÇ, MK, EKİN yazılması ise jdfhjkhgfd -fena bi intikam yöntemi.
- Kilo vermek istediğim için spor yapmak zorunda olmak =(
- Jeanlerimin içine girememek =(((((((((
- Yüzüne gülüp arkadan laf söyleyen samimi olmayan insalara kocaman bir UNLIKE.
- Odada pet şişe yağmuruna maruz kalmam sadece üzücü. TEŞEKKÜRLER CANSU.
- Şu an ojelerimi çıkartmam lazım ama çok üşeniyorum mesela.
- Çamaşırları kurutmaya atmam lazım onu ise hiç ama hiç yapasım yok.
- YDS'ye çalışayım dedim çok babsit geldi hemen bıraktım. Kesin sınavda da böyle yaparım ben!
- ALES beni çok korkutuyorsun aşkım.
- Odamı toplamam lazım =(
- İngilizce çalışmam lazım DAFDSDFSF
- Yarın Özge geliyor, yuppiiiiiiiiiiiiiii ^^
- Cumartesi beni bekleyen bir sürpriz varmış, merktan çatlamak üzereyim.
- ARTIK YAZ GELSİN, LÜTFEEEN.
- Niye iki asansör aynı anda 5. kata çıkar ki? Niye yani?
See you early guys :D
27 Şubat 2013 Çarşamba
Suluboya yapar gibi...
Senelerdir istiyordum, ama bir türlü güvenebileceğim, kafa dengi birini bulamıyordum.
Bahsetmek istediğim şey, bu sefer, hayatımda çok büyük anlamı olan iki yaşanmışlığı veya tam olarak yaşanamamışlığı birleştirmek adına yaptırdığım dövmem. Bu benim ilk dövmem. O yüzden de birazcık titizlenmem ve gerçekten aklımdakileri sanatına yansıtacak birini aramam gayet doğal bir şey.
Ağustos'ta Cem'in bana bir link göndermesi ile başladı her şey: http://www.milliyet.com.tr/suluboya-yapar-gibi-dovme-yapiyor/pelin-cini/cumartesi/yazardetay/14.07.2012/1566739/default.htm
Okuduğum an dedim ki: "Cem ben bu adamı bulacağım ve dövmemi o yapacak".
Uzun uğraşlar sonucu -benim Ankara'da dövmeci arkadaş Koray'ın İstanbul'da olmasından dolayı- geçen hafta İstanbul'a gittiğimde görüşme fırsatı bulabildim.
Sadece şunu söylesem yeterli bence: İnanılmaz bir sanatçı ama her şeyden öte muhteşem bir insan. Bazı dövmeciler gibi: "Hemen yaparız ederiz" moduna girmiyor. Tam tersi gerçekten de röportajında dediği gibi seni tanımaya çalışıyor. Bu kişi bu dövmeyi neden istiyor diyor ve gerekirse saatlerce çalışıp bilmem kaç tane şey çıkarabiliyor.
Genel olarak soyut şeyleri seven bir insan olduğum için de vücudumu böyle birine emanet etmek beni daha da heyecanlandırdı. Ve sonunda da kesinlikle içime çok sinen ve gün geçtikçe bakıp daha da aşık olduğum bir dövme çıktı ortaya.
Bi kere adam Türkiye'de yapılmayan bir şeyi yapıyor. Resmen vücuduna suluboya yapıyor. Öyle senin getirdiğin bir şeyi çizmiyor, üretiyor.
Dövmeme gelince yapılırken hiç acımadı. Gayet rahat geçti. Sadece şu streç film olayı birazcık sinirimi bozdu. Deli gibi kaşındırıyor kerata =( Artık sadece Bepanthen sürüyorum, arada bir kaşınmaya devam. Ama gün geçtikçe daha da güzelleşiyor her şeyiyle.
Çevremde dövmesi olup da sildirmek isteyen onlarca insan var. Demek istediğim şu: Araştırmadan yaptırmayın. Öncelikle sizi yansıtması gerektiğine inanıyorum dövmenizin. Sırf beğendim bu olsun diye yapılacak şeyler ileri de sıkılmanıza neden olabilir. Benim yaptırdığım şeyse hayatta vazgeçemediğim iki şeyin harmanlaması olduğu için şu an içim sıkılmak konusunda fazlası ile rahat. İstediğinizi belirledikten sonra da dövmeci bulmak için kesinlikle acele etmeyin.
Neyse daha fazla kafa şişirmeye gerek yok. İlk dövmesini yaptıran birine göre yeterince fazla konuşup nasihat verdim zaten.
Tekrar teşekkürler Cem ve tabiki Koray =)
Bahsetmek istediğim şey, bu sefer, hayatımda çok büyük anlamı olan iki yaşanmışlığı veya tam olarak yaşanamamışlığı birleştirmek adına yaptırdığım dövmem. Bu benim ilk dövmem. O yüzden de birazcık titizlenmem ve gerçekten aklımdakileri sanatına yansıtacak birini aramam gayet doğal bir şey.
Ağustos'ta Cem'in bana bir link göndermesi ile başladı her şey: http://www.milliyet.com.tr/suluboya-yapar-gibi-dovme-yapiyor/pelin-cini/cumartesi/yazardetay/14.07.2012/1566739/default.htm
Okuduğum an dedim ki: "Cem ben bu adamı bulacağım ve dövmemi o yapacak".
Uzun uğraşlar sonucu -benim Ankara'da dövmeci arkadaş Koray'ın İstanbul'da olmasından dolayı- geçen hafta İstanbul'a gittiğimde görüşme fırsatı bulabildim.
Sadece şunu söylesem yeterli bence: İnanılmaz bir sanatçı ama her şeyden öte muhteşem bir insan. Bazı dövmeciler gibi: "Hemen yaparız ederiz" moduna girmiyor. Tam tersi gerçekten de röportajında dediği gibi seni tanımaya çalışıyor. Bu kişi bu dövmeyi neden istiyor diyor ve gerekirse saatlerce çalışıp bilmem kaç tane şey çıkarabiliyor.
Genel olarak soyut şeyleri seven bir insan olduğum için de vücudumu böyle birine emanet etmek beni daha da heyecanlandırdı. Ve sonunda da kesinlikle içime çok sinen ve gün geçtikçe bakıp daha da aşık olduğum bir dövme çıktı ortaya.
Bi kere adam Türkiye'de yapılmayan bir şeyi yapıyor. Resmen vücuduna suluboya yapıyor. Öyle senin getirdiğin bir şeyi çizmiyor, üretiyor.
Dövmeme gelince yapılırken hiç acımadı. Gayet rahat geçti. Sadece şu streç film olayı birazcık sinirimi bozdu. Deli gibi kaşındırıyor kerata =( Artık sadece Bepanthen sürüyorum, arada bir kaşınmaya devam. Ama gün geçtikçe daha da güzelleşiyor her şeyiyle.
Çevremde dövmesi olup da sildirmek isteyen onlarca insan var. Demek istediğim şu: Araştırmadan yaptırmayın. Öncelikle sizi yansıtması gerektiğine inanıyorum dövmenizin. Sırf beğendim bu olsun diye yapılacak şeyler ileri de sıkılmanıza neden olabilir. Benim yaptırdığım şeyse hayatta vazgeçemediğim iki şeyin harmanlaması olduğu için şu an içim sıkılmak konusunda fazlası ile rahat. İstediğinizi belirledikten sonra da dövmeci bulmak için kesinlikle acele etmeyin.
Neyse daha fazla kafa şişirmeye gerek yok. İlk dövmesini yaptıran birine göre yeterince fazla konuşup nasihat verdim zaten.
Tekrar teşekkürler Cem ve tabiki Koray =)
22 Ocak 2013 Salı
Sinirküpü
Çıldıracağım, yakında cidden çıldıracağım. Her şey üstüste geliyor, bir de final haftası eklenince tam oldu.
Yok o sınava çalış, yok o bitti öbürüne bak, aaaa ne ödev mi varmış?! Hatta o karmaşa içinde bi güzel sınav günlerini de karıştır.
Bunun üstünde seni üzen ve sinir eden insanlar da eklenmeye başlayınca tam bir sinirküpü oldum. Sokakta yürürken bağıran, durduk yerde ağlayan veya 7/24 uyuyan bir "şeye" dönüştüm.
Dün salak gibi kampüste 5 tur fln attım galiba, o buz gibi soğukta saatlerce yürüdüm -fazla zekadan ötürü. Yolda gördüğüm kedileri sevdim fln. Zaten yakında panter Emel'e benzeyeceğim; evimin içinde 92483947293 tane kedi olacak ve ben büyük ihtimalle hepsinin adını ezbere bileceğim.
Telefonun abuk subuk sesler çıkarması, yandakilerin sigara içmesi, mutfaktakilerin gürültü yapması, ben bunu yazarken oda arkadaşım Cansu'nun bunu okuması ve şu an nerde kaldığımı hatırlamıyor olmam...
Neyse işte büyük ihtimal menapoza giriyorum 294793 sene öncesinden. Bunun başka bir açıklaması olamaz zira. Saçımı kısacık kestirmem de bunaldığımın bir göstergesi. Yakında çıplak gezmekten korkuyorum...
Yok o sınava çalış, yok o bitti öbürüne bak, aaaa ne ödev mi varmış?! Hatta o karmaşa içinde bi güzel sınav günlerini de karıştır.
Bunun üstünde seni üzen ve sinir eden insanlar da eklenmeye başlayınca tam bir sinirküpü oldum. Sokakta yürürken bağıran, durduk yerde ağlayan veya 7/24 uyuyan bir "şeye" dönüştüm.
Dün salak gibi kampüste 5 tur fln attım galiba, o buz gibi soğukta saatlerce yürüdüm -fazla zekadan ötürü. Yolda gördüğüm kedileri sevdim fln. Zaten yakında panter Emel'e benzeyeceğim; evimin içinde 92483947293 tane kedi olacak ve ben büyük ihtimalle hepsinin adını ezbere bileceğim.
Telefonun abuk subuk sesler çıkarması, yandakilerin sigara içmesi, mutfaktakilerin gürültü yapması, ben bunu yazarken oda arkadaşım Cansu'nun bunu okuması ve şu an nerde kaldığımı hatırlamıyor olmam...
Neyse işte büyük ihtimal menapoza giriyorum 294793 sene öncesinden. Bunun başka bir açıklaması olamaz zira. Saçımı kısacık kestirmem de bunaldığımın bir göstergesi. Yakında çıplak gezmekten korkuyorum...
21 Ocak 2013 Pazartesi
offf snn be slk:s:s
Bi de bana çenesi düşük dersiniz ha!!! Gelin de şu odadaki şahsı görün bi. Evet bahsi geçen kişi: Cansu Bektaş!
Odada olduğu zamanlar durmadan konuşuyor, uyumaya çalışırken bile Elvan Dalton'dan tutun Ben böyle değildim'e kadar bütün şarkıları sıralıyor.
Bu aralar biraz da agresif olmaya başladı. Durduk yerde bana su şişeleri fırlatıyor (Sıdıka'nın annesine özeniyor herhalde!). Popomu tokatlamaktan büyük bir zevk alıyor... Yakında ısıracak diye ödüm kopuyor. Hatta şu an ağzını burnunu kıracağım diye tehditler de savuruyor. Kim derdi ki bu masum görünümlü yüzün altından tam bir canavar olduğunu...
Gecenin bir köründe acıkıp beni de suç ortağı yapıp yemek sipariş etmesi, benimle dalga geçmesi, elinden telefonu düşürmemesi veeee ne zaman işim olsa deli gibi çenesinin düşmesi en önemli özelliklerindendir.
Arada yan odaya sinirlenip -5 dk önce olduğu gibi- geceliği ile mutfakta kim bu sigara içen diye delice gezinmesi de cabası...
O DEĞİL DE, ARKADAŞIM İÇMEYİN ŞU LANET ŞEYİ!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Ayyyy bi de o joleli saçları yok mu =( Ne desem bilemiyorum...
Off neyse uykumda beni ölürmeden yazıyı sonlandırayım... Ama bu sana bir gözdağı olsun Bektaş! Benimle uğraşmaya devam edersen daha beter şeylerini yayınlarım!
Mucuk
Odada olduğu zamanlar durmadan konuşuyor, uyumaya çalışırken bile Elvan Dalton'dan tutun Ben böyle değildim'e kadar bütün şarkıları sıralıyor.
Bu aralar biraz da agresif olmaya başladı. Durduk yerde bana su şişeleri fırlatıyor (Sıdıka'nın annesine özeniyor herhalde!). Popomu tokatlamaktan büyük bir zevk alıyor... Yakında ısıracak diye ödüm kopuyor. Hatta şu an ağzını burnunu kıracağım diye tehditler de savuruyor. Kim derdi ki bu masum görünümlü yüzün altından tam bir canavar olduğunu...
Gecenin bir köründe acıkıp beni de suç ortağı yapıp yemek sipariş etmesi, benimle dalga geçmesi, elinden telefonu düşürmemesi veeee ne zaman işim olsa deli gibi çenesinin düşmesi en önemli özelliklerindendir.
Arada yan odaya sinirlenip -5 dk önce olduğu gibi- geceliği ile mutfakta kim bu sigara içen diye delice gezinmesi de cabası...
O DEĞİL DE, ARKADAŞIM İÇMEYİN ŞU LANET ŞEYİ!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Ayyyy bi de o joleli saçları yok mu =( Ne desem bilemiyorum...
Off neyse uykumda beni ölürmeden yazıyı sonlandırayım... Ama bu sana bir gözdağı olsun Bektaş! Benimle uğraşmaya devam edersen daha beter şeylerini yayınlarım!
Mucuk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)