Çıldıracağım, yakında cidden çıldıracağım. Her şey üstüste geliyor, bir de final haftası eklenince tam oldu.
Yok o sınava çalış, yok o bitti öbürüne bak, aaaa ne ödev mi varmış?! Hatta o karmaşa içinde bi güzel sınav günlerini de karıştır.
Bunun üstünde seni üzen ve sinir eden insanlar da eklenmeye başlayınca tam bir sinirküpü oldum. Sokakta yürürken bağıran, durduk yerde ağlayan veya 7/24 uyuyan bir "şeye" dönüştüm.
Dün salak gibi kampüste 5 tur fln attım galiba, o buz gibi soğukta saatlerce yürüdüm -fazla zekadan ötürü. Yolda gördüğüm kedileri sevdim fln. Zaten yakında panter Emel'e benzeyeceğim; evimin içinde 92483947293 tane kedi olacak ve ben büyük ihtimalle hepsinin adını ezbere bileceğim.
Telefonun abuk subuk sesler çıkarması, yandakilerin sigara içmesi, mutfaktakilerin gürültü yapması, ben bunu yazarken oda arkadaşım Cansu'nun bunu okuması ve şu an nerde kaldığımı hatırlamıyor olmam...
Neyse işte büyük ihtimal menapoza giriyorum 294793 sene öncesinden. Bunun başka bir açıklaması olamaz zira. Saçımı kısacık kestirmem de bunaldığımın bir göstergesi. Yakında çıplak gezmekten korkuyorum...
21 Ocak 2013 Pazartesi
offf snn be slk:s:s
Bi de bana çenesi düşük dersiniz ha!!! Gelin de şu odadaki şahsı görün bi. Evet bahsi geçen kişi: Cansu Bektaş!
Odada olduğu zamanlar durmadan konuşuyor, uyumaya çalışırken bile Elvan Dalton'dan tutun Ben böyle değildim'e kadar bütün şarkıları sıralıyor.
Bu aralar biraz da agresif olmaya başladı. Durduk yerde bana su şişeleri fırlatıyor (Sıdıka'nın annesine özeniyor herhalde!). Popomu tokatlamaktan büyük bir zevk alıyor... Yakında ısıracak diye ödüm kopuyor. Hatta şu an ağzını burnunu kıracağım diye tehditler de savuruyor. Kim derdi ki bu masum görünümlü yüzün altından tam bir canavar olduğunu...
Gecenin bir köründe acıkıp beni de suç ortağı yapıp yemek sipariş etmesi, benimle dalga geçmesi, elinden telefonu düşürmemesi veeee ne zaman işim olsa deli gibi çenesinin düşmesi en önemli özelliklerindendir.
Arada yan odaya sinirlenip -5 dk önce olduğu gibi- geceliği ile mutfakta kim bu sigara içen diye delice gezinmesi de cabası...
O DEĞİL DE, ARKADAŞIM İÇMEYİN ŞU LANET ŞEYİ!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Ayyyy bi de o joleli saçları yok mu =( Ne desem bilemiyorum...
Off neyse uykumda beni ölürmeden yazıyı sonlandırayım... Ama bu sana bir gözdağı olsun Bektaş! Benimle uğraşmaya devam edersen daha beter şeylerini yayınlarım!
Mucuk
Odada olduğu zamanlar durmadan konuşuyor, uyumaya çalışırken bile Elvan Dalton'dan tutun Ben böyle değildim'e kadar bütün şarkıları sıralıyor.
Bu aralar biraz da agresif olmaya başladı. Durduk yerde bana su şişeleri fırlatıyor (Sıdıka'nın annesine özeniyor herhalde!). Popomu tokatlamaktan büyük bir zevk alıyor... Yakında ısıracak diye ödüm kopuyor. Hatta şu an ağzını burnunu kıracağım diye tehditler de savuruyor. Kim derdi ki bu masum görünümlü yüzün altından tam bir canavar olduğunu...
Gecenin bir köründe acıkıp beni de suç ortağı yapıp yemek sipariş etmesi, benimle dalga geçmesi, elinden telefonu düşürmemesi veeee ne zaman işim olsa deli gibi çenesinin düşmesi en önemli özelliklerindendir.
Arada yan odaya sinirlenip -5 dk önce olduğu gibi- geceliği ile mutfakta kim bu sigara içen diye delice gezinmesi de cabası...
O DEĞİL DE, ARKADAŞIM İÇMEYİN ŞU LANET ŞEYİ!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Ayyyy bi de o joleli saçları yok mu =( Ne desem bilemiyorum...
Off neyse uykumda beni ölürmeden yazıyı sonlandırayım... Ama bu sana bir gözdağı olsun Bektaş! Benimle uğraşmaya devam edersen daha beter şeylerini yayınlarım!
Mucuk
20 Ocak 2013 Pazar
kahkül mü kakül mü?
O kadar sordum ettim, herkes cesaretimi kırdı. Yok efendim, hiç olmazmış, ne alakaymış, başka işim mi yokmuş...
Yıllardır kahkül (doğru yazılışı kakülmüş!) kestirmek istiyordum. Babamın saçma nedenlerinden dolayı (kızım ergenliktesin sivilcelerin olur bak!!!) vazgeçmiştim bu sevdadan. Ancak ne kadar derine gömersem gömeyim elbet bir gün ortaya çıkacağı kesindi bu aşkın.
2-3 gündür düşünmeme rağmen, tabi beni tanıyanlar bilir, yine karar veremedim. Bugün Starbucksta neredeyse herkese sorduktan sonra: tamam kestiriyorum dedim ve oda arkadaşım Cansu'yu kaptığım gibi kuaföre gittim.
Nolduysa orda oldu zaten. Saçım uzamıştı ya -rahat durur muyum ben hiç- kakül kestireceğime saçımı kısacık kestirdim yine...
Hala yine de gidip kakül kestirsem mi diye düşünmüyor değilim.
Son olarak şunu farkettim bir kere kısa kestirirsen hep kısa istersin! (Ne de güzel bir cümle oldu.)
SEVİYORUM KISAYIIIIIIIII....
Yıllardır kahkül (doğru yazılışı kakülmüş!) kestirmek istiyordum. Babamın saçma nedenlerinden dolayı (kızım ergenliktesin sivilcelerin olur bak!!!) vazgeçmiştim bu sevdadan. Ancak ne kadar derine gömersem gömeyim elbet bir gün ortaya çıkacağı kesindi bu aşkın.
2-3 gündür düşünmeme rağmen, tabi beni tanıyanlar bilir, yine karar veremedim. Bugün Starbucksta neredeyse herkese sorduktan sonra: tamam kestiriyorum dedim ve oda arkadaşım Cansu'yu kaptığım gibi kuaföre gittim.
Nolduysa orda oldu zaten. Saçım uzamıştı ya -rahat durur muyum ben hiç- kakül kestireceğime saçımı kısacık kestirdim yine...
Hala yine de gidip kakül kestirsem mi diye düşünmüyor değilim.
Son olarak şunu farkettim bir kere kısa kestirirsen hep kısa istersin! (Ne de güzel bir cümle oldu.)
SEVİYORUM KISAYIIIIIIIII....
18 Ocak 2013 Cuma
Soğuk
Soğuk, o kadar soğuk ki şu an delicesine yürümek istememe rağmen dışarı çıkmaya korkuyorum.
Köpekler var bir de beni engelleyen. Malum bilen bilir Beytepemizin köpekleri birazcık hırçınlar, gece olunca birlik olup birkaç kişi parçalamışlıkları bile vardır.
Oda arkadaşım mışıl mışıl uyurken ona bakıp; ben niye böyle rahat uyuyamıyorum, neden gece gece saçma şeyler yapmak istiyorum, neden popomun üstünde oturamıyorum diyorum.
Sonra düşünüyorum -sıkıntıdan- acaba saçımı mı kestirsem diye, çocukluğuma dönüp kahkül mü yaptırsam falan. Sonra diyorum ki "Elvin yine sıkıntıdan neye saracağını bilemedin!"
Bunları yazarken bir taraftan da https://www.youtube.com/watch?v=zVsBeoVKq3U çalıyor... Canım Coldplay...
Neyse ben bi yürüyeyim, o arada da saçımı ve kahkülleri düşünürüm -kulağımda Coldplay ile...
Köpekler var bir de beni engelleyen. Malum bilen bilir Beytepemizin köpekleri birazcık hırçınlar, gece olunca birlik olup birkaç kişi parçalamışlıkları bile vardır.
Oda arkadaşım mışıl mışıl uyurken ona bakıp; ben niye böyle rahat uyuyamıyorum, neden gece gece saçma şeyler yapmak istiyorum, neden popomun üstünde oturamıyorum diyorum.
Sonra düşünüyorum -sıkıntıdan- acaba saçımı mı kestirsem diye, çocukluğuma dönüp kahkül mü yaptırsam falan. Sonra diyorum ki "Elvin yine sıkıntıdan neye saracağını bilemedin!"
Bunları yazarken bir taraftan da https://www.youtube.com/watch?v=zVsBeoVKq3U çalıyor... Canım Coldplay...
Neyse ben bi yürüyeyim, o arada da saçımı ve kahkülleri düşünürüm -kulağımda Coldplay ile...
8 Ekim 2012 Pazartesi
Tam 1 sene önce
Tam bir sene önce... 8 Ekim 2011, cumartesi günü Hamburg'a indi uçağım. Deli gibi yağmur yağıyordu belli aralıklarla ama, hani 10 dk yağıyorsa 2 dk güneş açıyordu.
Taa kaç sene önce Münih'ten bir arkadaşım olan Kata karşıladı beni havaalanında. İndiğim saniye Almanya'yı ne kadar özlediğimi farkettim, içimi bir huzur kapladı.
1 dönem için gidip 2 döneme uzattım, ona rağmen tadı damağımda kaldı. 1. dönem fazla çabuk geçti, 2. dönemse ondan da çabuk.
2.-3. haftadan itibaren misafirlerim eksik olmadı, çok da iyi oldu. En güzel olanı en yakın arkadaşımın yani biricik Hazalımınnn gelmesi oldu. Hamburg'u onunla keşfettim sayılır =)
O muhteşem şehrin tek kötü tarafı berbat ötesi havası malesef. Hayatımda bu kadar üşümedim. Soğuktan ağladığım zamanlar hala hafızamdan silinmedi. Yağmurlu havalarda şemsiyemi rüzgardan dolayı açamadığım için ıslanmalarımı hep Franzbrötchen yiyince unuttum. O kadar çok Franzbrötchen yedim ki sonunda tatil için Türkiye'ye döndüğümde 6 kilo almış olduğumu farkettim.
2. dönem muhteşem evimde, dünya tatlı ev sahibimle geçirdim. Arada -toplamda yaklaşık 2 hafta boyunca- hava çok güzeldi.
Bunları neden yazdığımı cidden bilmiyorum. Gereksiz saçma sapan bilgiler işte... Ama yazdıkça anılarım canlanıyor, bir mutlu oluyorum, orda dostlukların ne kadar değerli olduğunu farkediyorum, iyiki gitmişim diyorum.
- İlk haftaki toplu halde karaoke yapışımızı
- Manolya'nın tuvalete tüm servetini düşürüşünü
- Natachaların evindeki krep fiyaskosunu
- "Muhteşem" yılbaşı gecemizi
- Siyah beremi kaybedişimi
- Franzbrötchenları
- Deli gibi sarhoş olup tanımadığım birinin arabasına binişimi
- Büşra'nın her seferinde trende uyuyakalmasını
- Ece'nin Facebooktan silip ekleme olaylarını
- Hanife'nin ders çalışmalarını
- Küçük Coni'yi
- Buğra'nın kafasının normal olduğu tek günü
- Koray hocayı
- Gecenin bir köründe Hauptbahnhoftan muz ve portakal çalışımızı
- Laura ile kahve içmelerimizi
- Leyla ile Ponybar saatlerimizi
- Kızlarımla Steindammdaki kahvaltılarımızı
- Büşra ile saç boyamamızı
- Ece ile Brownie yapamayışımızı
- Özgen'nin zil zurna sarhoş oluşunu
- Mühendis bebeğimi
- Doktor sevgilimi (!)
- Hazal'ı sabahın 6sında havaalanında elimde Franzbrötchen ve Apfelschorle ile karşılayışımı
- Son gece deli gibi sapıtıp sarhoş bir halde annemle Fischmarkt'a ordan da bruncha gidip brunch masasında uyuyakalışımı
- "Yavaş olmam gerektiğini"
- Hamacher'ın yakışıklılığını
- Faust'u oynayan adamın baklavalarını
- Jim Block ve Vapiano'yu
- "Lanet olsun bu hayat"ı
- Evimizdeki güzel kahvaltılarımızı
- Strip cluba gidişimizi
- Ve dönerken ev sahibim, komşularımızın ağlayışını
- Birtanecik arkadaşlarımın bana sürpriz yapıp Roma'dan döner dönmez bizi yolculamaya gelmelerini
asla ama asla unutamam....
İyiki varsınız, iyiki hayatıma girdiniz. Bu muhteşem sene için hepinize çok teşekkür ederim. Sizi çoook özlüyorum bebitolarım!
Taa kaç sene önce Münih'ten bir arkadaşım olan Kata karşıladı beni havaalanında. İndiğim saniye Almanya'yı ne kadar özlediğimi farkettim, içimi bir huzur kapladı.
1 dönem için gidip 2 döneme uzattım, ona rağmen tadı damağımda kaldı. 1. dönem fazla çabuk geçti, 2. dönemse ondan da çabuk.
2.-3. haftadan itibaren misafirlerim eksik olmadı, çok da iyi oldu. En güzel olanı en yakın arkadaşımın yani biricik Hazalımınnn gelmesi oldu. Hamburg'u onunla keşfettim sayılır =)
O muhteşem şehrin tek kötü tarafı berbat ötesi havası malesef. Hayatımda bu kadar üşümedim. Soğuktan ağladığım zamanlar hala hafızamdan silinmedi. Yağmurlu havalarda şemsiyemi rüzgardan dolayı açamadığım için ıslanmalarımı hep Franzbrötchen yiyince unuttum. O kadar çok Franzbrötchen yedim ki sonunda tatil için Türkiye'ye döndüğümde 6 kilo almış olduğumu farkettim.
2. dönem muhteşem evimde, dünya tatlı ev sahibimle geçirdim. Arada -toplamda yaklaşık 2 hafta boyunca- hava çok güzeldi.
Bunları neden yazdığımı cidden bilmiyorum. Gereksiz saçma sapan bilgiler işte... Ama yazdıkça anılarım canlanıyor, bir mutlu oluyorum, orda dostlukların ne kadar değerli olduğunu farkediyorum, iyiki gitmişim diyorum.
- İlk haftaki toplu halde karaoke yapışımızı
- Manolya'nın tuvalete tüm servetini düşürüşünü
- Natachaların evindeki krep fiyaskosunu
- "Muhteşem" yılbaşı gecemizi
- Siyah beremi kaybedişimi
- Franzbrötchenları
- Deli gibi sarhoş olup tanımadığım birinin arabasına binişimi
- Büşra'nın her seferinde trende uyuyakalmasını
- Ece'nin Facebooktan silip ekleme olaylarını
- Hanife'nin ders çalışmalarını
- Küçük Coni'yi
- Buğra'nın kafasının normal olduğu tek günü
- Koray hocayı
- Gecenin bir köründe Hauptbahnhoftan muz ve portakal çalışımızı
- Laura ile kahve içmelerimizi
- Leyla ile Ponybar saatlerimizi
- Kızlarımla Steindammdaki kahvaltılarımızı
- Büşra ile saç boyamamızı
- Ece ile Brownie yapamayışımızı
- Özgen'nin zil zurna sarhoş oluşunu
- Mühendis bebeğimi
- Doktor sevgilimi (!)
- Hazal'ı sabahın 6sında havaalanında elimde Franzbrötchen ve Apfelschorle ile karşılayışımı
- Son gece deli gibi sapıtıp sarhoş bir halde annemle Fischmarkt'a ordan da bruncha gidip brunch masasında uyuyakalışımı
- "Yavaş olmam gerektiğini"
- Hamacher'ın yakışıklılığını
- Faust'u oynayan adamın baklavalarını
- Jim Block ve Vapiano'yu
- "Lanet olsun bu hayat"ı
- Evimizdeki güzel kahvaltılarımızı
- Strip cluba gidişimizi
- Ve dönerken ev sahibim, komşularımızın ağlayışını
- Birtanecik arkadaşlarımın bana sürpriz yapıp Roma'dan döner dönmez bizi yolculamaya gelmelerini
asla ama asla unutamam....
İyiki varsınız, iyiki hayatıma girdiniz. Bu muhteşem sene için hepinize çok teşekkür ederim. Sizi çoook özlüyorum bebitolarım!
24 Ağustos 2012 Cuma
Çocukken biz...
Dün canım Nickelodeon'daki çizgi filmlerden izlemek istedi. Şimdi neler var bilmiyorum ama eskiden Rugrats, The Real Monsters fln vardı. Lağımda yaşayan şemsiye gibi olan canavara bayılırdım mesela. Kıpkırmızı dudakları vardı...
Haftasonu tv başından ayrılmazdım, hele de babaannemdeysem sabahtan akşama kadar sırayla hepsiniz teker teker izlerdim...
Dün gece de Heidi'yi izledim. Ama eski tadı bulamadım, sanki Heidi bir salaklaşmış, bir şişmanlamış göründü gözüme. Konuşması hele, aman yarabbim =))
Neyse işte, ben bunları araştırıp izlerken aklıma çocukluğumuz -90lar- geldi... "İnternet çocukları" değildik biz. Bizim zamanımızda bir sayfanın açılması bilmem kaç saniye sürüyordu. Bekle babam bekle -ee şimdi fiber çıktı tabi. Masaüstü bilgisayarda oynadığım iki tanecik oyun vardı benim; bir tanesi Barbie (kızlardan başka ne beklenebilir ki) diğeri ise Mortal Kombat'tı.
Günümüzün çoğu ise dışarıda parklarda geçerdi. Akşam eve gitme saati gelince de bahçeden balkondan bizi çağıran anne babamıza: "Lütfeeeeeeeeeeennnn, lütfen 5 dk daha kalayım." diye seslenirdik avazımız çıktığı kadar. Kum havuzlarında oyun oynardık, kaydıraklardan kayardık, salıncakta hızlı bir şekilde sallanırken uzun atlama yapıp dizimizi kanatırdık.
Hatırlıyorum da benim vücudumdan yaralar eksik olmazdı. Patenlerimizi, scooterlarımızı alıp mahallede tur atardık havalı havalı. Komşuların zillerini çalıp çocukları çağırıp koştururduk. İstop oynardık, saklambaç oynardık -saymamız gereken sayıya kadar ASLA saymazdık- önüm arkam sobe derdik.
Biz evde bilgisayarların başına oturup kalmadık hiç, biz çocukluğumuzu kısmen de olsa doya doya yaşadık. Şimdi evimizin yanındaki terkedilmiş, paslanmış demirlerin yerini almış plastik oyuncakları gördükçe bir kötü oluyorum, üzülüyorum sokak hayatını yaşamamış veya yaşayamamış çocuklara...
Neyse ben bir posta Disney'in Tenefüs Zili'ni izleyeyim...
Haftasonu tv başından ayrılmazdım, hele de babaannemdeysem sabahtan akşama kadar sırayla hepsiniz teker teker izlerdim...
Dün gece de Heidi'yi izledim. Ama eski tadı bulamadım, sanki Heidi bir salaklaşmış, bir şişmanlamış göründü gözüme. Konuşması hele, aman yarabbim =))
Neyse işte, ben bunları araştırıp izlerken aklıma çocukluğumuz -90lar- geldi... "İnternet çocukları" değildik biz. Bizim zamanımızda bir sayfanın açılması bilmem kaç saniye sürüyordu. Bekle babam bekle -ee şimdi fiber çıktı tabi. Masaüstü bilgisayarda oynadığım iki tanecik oyun vardı benim; bir tanesi Barbie (kızlardan başka ne beklenebilir ki) diğeri ise Mortal Kombat'tı.
Günümüzün çoğu ise dışarıda parklarda geçerdi. Akşam eve gitme saati gelince de bahçeden balkondan bizi çağıran anne babamıza: "Lütfeeeeeeeeeeennnn, lütfen 5 dk daha kalayım." diye seslenirdik avazımız çıktığı kadar. Kum havuzlarında oyun oynardık, kaydıraklardan kayardık, salıncakta hızlı bir şekilde sallanırken uzun atlama yapıp dizimizi kanatırdık.
Hatırlıyorum da benim vücudumdan yaralar eksik olmazdı. Patenlerimizi, scooterlarımızı alıp mahallede tur atardık havalı havalı. Komşuların zillerini çalıp çocukları çağırıp koştururduk. İstop oynardık, saklambaç oynardık -saymamız gereken sayıya kadar ASLA saymazdık- önüm arkam sobe derdik.
Biz evde bilgisayarların başına oturup kalmadık hiç, biz çocukluğumuzu kısmen de olsa doya doya yaşadık. Şimdi evimizin yanındaki terkedilmiş, paslanmış demirlerin yerini almış plastik oyuncakları gördükçe bir kötü oluyorum, üzülüyorum sokak hayatını yaşamamış veya yaşayamamış çocuklara...
Neyse ben bir posta Disney'in Tenefüs Zili'ni izleyeyim...
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Welcome to hell
SICAK, çok sıcak ve gittikçe daha da sıcak oluyor...
2 hafta önce Hamburg'da hava 13 dereceydi, Essen'e geçtik 30 derece. Gece 2de indi uçağımız Antalya'ya ve hava galiba 40 dereceydi. O kadar terledim ki ne babamı ne de babaanneme doğru düzgün sarılabildim. 3 gün sonra Ankara'ya geçtim ve nefes alabildim! O 3 gün içinde de evden sadece son gün dışarı adımımı attım. Klima ile iyice dost olduk, aramızda fazlası ile özel bir bağ var - o beni bırakmak ile tehdit ederken (elektrik kesintileri) bense onsuz yaşayamayacağımı söylüyorum sürekli.
Ankara iyi hoş güzeldi de cehenneme dönmek pek hoş olmadı. Zira burası daha da sıcak oldu. Dün arkadaşımla kaleiçi turu yapalım dedik, şu an sadece nasıl oldu da beyin kanaması geçirmedik diyorum.
Aklı olan Antalya'ya taşınmasın hatta burdakiler de gitsin başka bir şehire yerleşsinler. Tvde doktorlar veya aşk-ı memnu izlemek bile dışarı çıkmaktan daha mantıklı bir hareket olacaktır!
Şimdi gidin plaj çantalarınızı bir kenara bırakın ve klimayı açıp altında yatın (deniz havadan daha sıcak, uyarmadı demeyin).
2 hafta önce Hamburg'da hava 13 dereceydi, Essen'e geçtik 30 derece. Gece 2de indi uçağımız Antalya'ya ve hava galiba 40 dereceydi. O kadar terledim ki ne babamı ne de babaanneme doğru düzgün sarılabildim. 3 gün sonra Ankara'ya geçtim ve nefes alabildim! O 3 gün içinde de evden sadece son gün dışarı adımımı attım. Klima ile iyice dost olduk, aramızda fazlası ile özel bir bağ var - o beni bırakmak ile tehdit ederken (elektrik kesintileri) bense onsuz yaşayamayacağımı söylüyorum sürekli.
Ankara iyi hoş güzeldi de cehenneme dönmek pek hoş olmadı. Zira burası daha da sıcak oldu. Dün arkadaşımla kaleiçi turu yapalım dedik, şu an sadece nasıl oldu da beyin kanaması geçirmedik diyorum.
Aklı olan Antalya'ya taşınmasın hatta burdakiler de gitsin başka bir şehire yerleşsinler. Tvde doktorlar veya aşk-ı memnu izlemek bile dışarı çıkmaktan daha mantıklı bir hareket olacaktır!
Şimdi gidin plaj çantalarınızı bir kenara bırakın ve klimayı açıp altında yatın (deniz havadan daha sıcak, uyarmadı demeyin).
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)